+ Cevap Ver
Sayfa 1/3 123 Son
  1. #1
    bilgedede - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2012
    Yaş
    61
    Mesajlar
    3.458

    Sponsonlu Bağlantılar
    TASAVVUF TERİMLERİ VE DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ

    Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
    (Harflerin üzerlerine tıklayabilirsiniz)


    ..:: A ::....:: B ::....:: C ::....:: D ::....:: E ::....:: F ::....:: G ::....:: H ::....:: İ ::....:: J ::....:: K ::....:: L ::..
    ..:: M ::....:: N ::....:: O ::....:: P ::....:: R ::....:: S ::....:: T ::....:: U ::....:: V ::....:: Y ::....:: Z ::..




    TASAVVUFÎ TERİMLER (A)


    AB:
    Farsça su demektir. Tasavvuf ıstılahı olarak çeşitli manaları ihtiva eder: Marifet, İlâhî feyz, zât, varlık, kâmil nefs, ruh-i âzam, tümel akıl.


    ABA

    Arapça abâe veya abâye de denir. Geniş, fakat kısa bir nevi gömlek olup, dizden biraz aşağı iner ; üst tarafında, baş ve yanlarında kollar için birer delik bulunur. Keçi kılından dokunan kalın ve kaba kumaştan yapılır. Beyaz veya kahverenkli olur. Dervişlerin giydiği bir elbise olup, kökeninin Hz. Peygamber (s) e kadar uzandığı söylenir. Aba giyen dervişlere, "Abâ-pûş" denir. Sûfiyyenin abadan elbise giymesinin, Hz. Peygamber (s) in sünnetine ittiba için olduğu zikredilir.


    ABADİLE:
    Abdullah kelimesinin çoğulu olup, Arapça Abdullahlar, anlamına gelir. Allah ın esma-i hüsnasının başına "âbd" kelimesi muzaf kılınarak yapılan isimler de bu cümledendir. Allah ın isimlerine mazhar olan kullar çeşit çeşittir. Kimi Allah ın "es-Sabûr" isminin mazharı olur, yani amelen, kavlen ve halen, o sıfatı (sabr) kendinde gerçekleştiren kişi, Abdussabûr adını alır. Bu kişi, sabrı gerçekleştirmeye muvaffak olduğu için, sabrına nihayet bulunmayan yüce Allah ın kulu özelliğini (veya ismini) almaya hak kazanır. Kaşanî, Allah ın güzel isimlerinin hepsinde bu durumun geçerli olduğunu kaydeder. Kişi, tahakkuk ettirdiği ismin, bilincine ermiştir. Şeyhu l-Ekber Muhyiddin Arabi nin "Abadile" adlı bir eseri vardır.

    ÂBÂ-İ ULVİYYE:
    Arapça yüce, ulvi babalar demektir. Birinci akıl, tümel nefs, tümel tabiat ve heba, âbâ-i ulviyyeden addolunur. Zira bunlar, yaratıkların ortaya çıkışında rolü olmaları bakımından, âba (babalar) adını alırlar. Yine, isimler de bunlarla ortaya çıkar.


    ABASI KIRK YERİNDEN YAMALI:
    Bu deyim, dilimize tasavvuftan geçmiştir ; dervişlerin abalarının yırtık pırtık olmasını ifade eder. Eskiden dervişler, hırkalarının helal maldan olmasına itina gösterirler, bu yüzden mallarının helâl olduğuna inandıkları sufilerden kumaş parçaları toplarlar, bunları birbirine dikip ekleyerek kendilerine aba yaparlardı. Bu çeşit aba ve hırkaya, Arapça da yamalı manasına gelen, murakka da denir. Ayrıca, "abalı" kelimesi, fakir ve yoksul kimseler için kullanılır.


    ÂBÂU L-AHVAL:
    Arapça, hallerin babaları demektir. Hâlin tasarrufu altında olan ve hal tarafından kullanılan kimseye İbnu l-vakt; hali kendi tasarrufuna alan kişiye ise Ebu l-vakt denir. Halleri bu şekilde kullanabilme gücüne sahip olanlara "hallerin babaları" (abaü l-ahval) denir. Abau l-ahvalin mukabili ebnau l-ahval dir.


    ABBASİYYE:
    Ebu l-Abbas Ahmet b. Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Bekri l-Ensari l-Endelusî (ö. 633/1235) tarafından kurulan bir tarikat. İspanya da yaygınlık kazanmış Medyeniyye nin bir koludur.


    ABD :
    Arapça, lügatta köle insan için kullanılır. Bir insanın kalbi, Allah ın gayri herşeyden sıyrılmadıkça, kul olamaz. Bu durumda olan kişiye de, Allah ın kulu denir. Allah mümin kulunu "abd" dan daha güzel bir isimle anmamış, Kur an da "ibâdun mukramun" (ikram olunmuş kullar)" (Enbiya/26) buyurmuştur. Nebilerini ve Resullerini de bu isimle anmıştır : "kullarımızdan İbrahim i an" (Şad/45), "kulumuz Eyyub u an" (Şad/41), "ne güzel kul" (Şad/30). Hz. Muhammed (s) de ibadetten ayakları şişip kendisine : "Ya Rasulullah (s), Senin geçmiş ve gelecek bütün günahların afvolmadı mı?" diyen eşine : "Şükreden bir kul olmayayım mı?" karşılığını vermiştir. Yine Hz. Peygamber (s) şöyle der : "Melik peygamber olmakla kul peygamber olmak arasında serbest bırakıldım, ikinci şıkkı tercih ettim" Allah ile mahlukat arasında kulluktan daha yüksek bir derece olsaydı. Rasulullah onu kaçırmaz. Allah da, O na verirdi. O, bu yüzden şehadet kelimesinde" abduhü ve resulüh" diye anılır. Görüldüğü veçhile, kulluk bir insan için en yüksek makamdır. Tasavvufta, aşağıdan yukarıya doğru manevi yükselişi ifâde eden makamların başına tevbe, en üst zirvesine de kulluk konulmuştur. Kul olun kişi gerçek hürriyet sahibidir. Zira o, Rab dan başka kimseye boyun eğmez. O, sadece Allah ın emirlerine sarılır. O ndan başka herşeyden bağımsız ve hür olur. Allah ın emirlerine uzak kalan kimse, nefis veya şeytanın esareti altında demektir.
    Mutasavvıflar, abd lafzını er-Rabb mukabilinde kullanırlar.
    Ubudiyyet salih kula mahsus olup, Allah onu birine nasip etti mi, artık o, Allah tarafından yardım görmüş demektir. Bu şekilde kulun nefsinin ve nevasının hazları örtülür. Sonunda, Allah onu kulluk nimetlerine daldırır ve sadece kendisi ile meşgul eder.


    ABDAL:

    Arapça, bedel, bidl ve bedii kelimelerinin çoğulu olup, büdela da bu meyanda zikredilir. Karşılık, halef, şerefli, cömert, ivaz gibi lügat manaları bulunmaktadır. Tasavvufta ise veliler arasında, insanların işlerinde tasarruf için mânevi müsaade verilmiş kişilerdir. Türkçe de kullandığımız abdal (hatta aptal) kelimesi. Arapça "Ebdal"den bozmadır. Kamus-ı Türkî de safderun, ahmak, bir şeye akıl yormaz, kalendermeşrep ve derviş adam şeklinde tarif edilir.
    Tasavvufta, abdal, rical-i gaybtendir. Kur an-ı Kerim de geçmemekle birlikte. Aliyyü l-Kari nin Mevzuatı ndan öğrendiğimize
    II, 1265)." Sizden önceki ümmete mensup bir kişi, hesaba çekildi. Hayırlı bir ameli bulunamadı. Ancak yumuşak bir insandı. Hizmetçilerine emrederken zora koşmazdı. Allah (c), şöyle buyurdu. "Buna ondan daha lâyıkız, onu affediniz (bırakınız)" Keşfu l-Hafa, l, 135. Bu isim Kur an da beş yerde geçer.


    ABDU L-ÂHİR:
    Her şeyin sonunda Allah ın varlığının devam etmesi, bulunması, O nun el-Âhir ismini tanımlar. Yaratılanların fânî olmasından sonra, Allahü Ta âlâ nm bekâsını ve âhiriyyetini görüp, "Onun üzerine bulunan her şey fânîdir. Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin vechi kalıcıdır" (Rahman/26, 27), âyetini gerçekleştiren (hakikatına eren) kula denir. Bakî olan Allah ın vechi, onun üzerine doğduğu için, O nunla bakî kalmıştır. Allah a kavuşmakla yok olmaktan kurtulmuştur. Velilerin bir kısmı, hatta büyük bir çoğunluğu bu ikisiyle (fena ve beka) muttasıftırlar. el-Âhir ismi Kur an da bir yerde geçer.


    ABDU L-ALÎM:
    El-Alîm, hakkıyla bilen demektir. Düşünme ve öğrenme söz konusu olmaksızın, aksine, sırf fıtrî saflık ve kudsî nurun te yidi ile, Allah ın kendi katından, keşfe dayalı ilmi verdiği kula, Abdu l-Alîm denir. Kur an da 163 kere geçer.


    ABDU L-ALİYY:
    El-Aliyy, izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce demektir. Gücü akranına üstün, mânâları istemede, himmeti, kardeşlerininkinden fazla, üzerinde bütün rütbeleri toplayan, yüce faziletlerin tümüne ulaşan kula, Abdu l-Aliyy denir. Kur an da 11 yerde geçer.


    ABDU L-AZÎM:
    El-Azim, azamet sahibi anlamınadır. Allah ın azametiyle tecelli ettiği kul. Bu, azametinden dolayı Allah a tam anlamıyla tezellül eder. Allah, bu kulunu, insanların gözünde büyük gösterir, şanını insanlar arasında yüceltir. Onlar ona saygı duyar, onu zahirinde görünen azamet sebebiyle yüceltirler. Kur an da altı yerde geçer.


    ABDU L-AZÎZ:
    El-Azîz, yenilmeyen yegâne galip, izzet sahibi anlamınadır. Allah ın izzet tecellîsi ile azîz kıldığı kul, olaylar ve mahlûkattan hiç bir şey onu yenemez iken o her şeye
    üstün gelir. İşte bu durumdaki kula, Abdü l-Azîz denir. Kur an da 99 yerde geçer.

    ABDU L-BÂ İS:
    El-Bâ is, ölümden sonra dirilten demekter. Nefsinin, sıfat, hevâ ve heveslerini iradî ölümle (nefis terbiyesi ile) nihayete erdirdikten sonra, Allah ın, kalbini hakikî hayatla dirilttiği kişidir, işte Allah, bu kulu, el-Bâ is isminin mazharı kılar. Böylece o, cehalet ölümünü, ilimle diriltir, Hakk ın isteğine uygun olarak, onlara hayat verir. Kur an da yedi yerde fiil olarak geçer.


    ABDU L-BÂKî:
    El-Baki, devam eden demektir. Allah ın bekasını gösterip fena-i külle erdiğinde onunla baki kıldığı kuldur. Allah a bununla onun taayyünü için mutlaka gerekli ubudiyetle ibâdet eder. Bu, tafsilen cem an, ta ayyünen ve hakikaten, âbid ve ma bûddur. Zira el-Baki vechinin tecellisinin tesiriyle resmi (şekli) kaybolmuştur. Hadis-i kudsi; "onu öldüren ben isem diyeti üzerimedir. Diyeti üzerime olanın diyeti benim" Kur an da müştak olarak iki yerde geçer."
    Konu bilgedede tarafından (05-10-2017 Saat 17:41 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    bilgedede - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2012
    Yaş
    61
    Mesajlar
    3.458

    TASAVVUFÎ TERIMLER (B)

    BÂ:
    Varlikta, ikinci mertebeyi teskil eder. Bâ ile yaratilmislarin hepsine isaret olunur.


    BABA:
    Ata manasinadir. Hürmete layik kisiler, yahut yasli adamlar hakkinda kullanilir. Oruç Reis e hürmeten Oruç Baba veya Baba Oruç denirdi. Bu kelimeye daha çok Selçuklular devrinde rastlanmaktadir. Ahmed Yesevi nin Anadolu topraklarina gelmis halifeleri ve müridleri için kullanilan bir terimdir. Tasavvufta, sülük yoluna giren, nefsini yenmis topluma yararli hâle gelmis, yani nefsinde ölmüs, ruhunda dirilmis kisiye baba denir. Bir sufînin mürsidi, onun mânevi babasidir. Bu tâbir, özellikle, Bektasî seyhlerinin büyükleri için unvan olarak kullanilmistir. Babalar pîr evinin "Eyvallah Kapisfnda yetistirilir. Eyvallah, tam bir feragat demektir, teslimiyet ifade eder. Müridin, olgunlasma yolunda bu kapidan geçmesi gerekir. Burada bazi bedeni faaliyetlerde bulunulur: Kazmak, kesmek, dikmek, çapa isi yapmak vs. gibi. Bu sekilde dervis, Dede baginda üç yil hizmet eder. Orada haline razi olarak ikâmet eder, yaptigi isler begenilirse Büyük Baba tarafindan kabul görerek, tekkede dervis olur. Bu kez, tekkede oniki buçuk yillik uzun bir hizmet süresi söz konusudur. Bu süre sonunda, nasibinde varsa, babalik makamina nail olabilir. Baba tayininde kidemden ziyâde, babaliga ehil olunup olunmadigi hususu önceliklidir. Baba olacak kiside bazi özellikler bulunmasi gerekir. Bu özelliklerin bazilari sunlardir: Hitabet güçlülügü, mütebessim bir yüz, musikiye asinalik. Bu sekilde yetisen baba, ya açilacak bir baba makamini bekler, ya da kendisine bir baska yerde tekke açmaya izin verilir. Baba adi tasiyan çesitli yer isimlerinin bulunusu, dikkat çeken bir baska husustur : Babadag, Babaeski, Baba Nakkas Köyü, Baba Burnu vb. yerler, hep buralarda yasamis dervislerin hatiralarini ismen yasatan yerlesim birimleridir. Mevlevîler, mürside baba demekte kibir gördükleri için, bu ifadeyi kullanmamislardir. Bu sebeple "falan seyhin müridi", "filan zâtin ihvani", "su seyhin evlâdi" gibi ifadeler, Mevlevîlerin kullandiklari deyimler olarak görülür. Baba, çesitli deyimlerin ögesi olarak yaygin biçimde kullanilmistir. Bunlari su sekilde siralamak mümkündür: Herhangi bir baba (mürsid), evladina karsi babalik vazifesi görmüyorsa, bu kisi hakkinda "baba degil yaba", atasözü kullanilir. Veya bu zattan bahsedilirken; "iskele babasi", "tirabzan babasi", denir. Iskele babasi, geminin durmasi için gemiden ve iskeleden atilan kalin halatin sarildigi kaziga denir.


    BABAİYE:
    Abdülganî Pir Babaî (ö. 870/ 1465) nin kurdugu bir tasavvuf okulu.


    BÂB-I RIZADAN AYRILMA :
    Hosnutluk, memnunluk, razi olma kapisi mânâsini ifâde eder. Tasavvufta, bir müridin, maneviyat yolundaki rehberini ve arkadaslarini memnun etmesi önemlidir. O, bu ugurda çesitli imtihanlara maruz kalir, razi olur, isyan yoluna sapmaz. "Bab-i rizâdan ayrilma", yahut "Allah, bâb-i rizadan dür (uzak) etmesin" ifadeleri, hep bu yolda söylenmistir.


    BÂB-I SERIF:
    Arapça serefli kapi demektir. Molla Hünkâr Celaleddin-i Rumî nin simdiki türbesinin giris kapisina verilen ad. Anlatilanlara bakilirsa, bir tarikat edebi olarak, esigi öpülerek içeri girilir. Çikarken de geri geri yürüyerek, sirtin, türbeye çevrilmemesine itina gösterilir.


    BÂBU L-EBVÂB:
    Arapça, kapilar kapisi demektir. Tasavvufta ilk makami, yani tevbeyi ifade eden bir tâbir. Kul, Allah a yaklasmaya bu kapidan basladigi için, ilk kapiyi ifade etmek üzere kullanilir. Tasavvufi olgunluk yolunda yetmis makam vardir : ilki tevbedir, sonuncusu kulluk (abdiyyet) tur.


    BACI-ANABACI :
    Kizkardese baci denir. Kur ân a göre, inananlar kardestir (Hucurât/10). Tasavvufta ise, yol kardesligi önem arzeder. Bu nedenle tasavvuf yolunun yolculari, birbirlerine, bu âyetten mülhem olarak "kardes" dedikleri gibi, yoldaki kadinlara da "baci" derler. Seyhin hanimiysa "anabaci" yahut "hanim sultan"dir.


    BÂCIYÂN-I RÛM:
    Anadolulu genç kizlar teskilâti. Osmanlilarin kurulusuna tesadüf eden dönemde, çesitli tasavvuf okullarina mensup kadinlarca kurulmus olan bu teskilât, askerî, dinî ve iktisadî alanlarda faaliyetler yürütmüslerdi. Bu teskilât; Orta Asya dan göç ile Anadolu ya gelen Türk boylarini misafir ederek, onlara bu yeni topraklarda ev sahipligi yapmisti. Teskilâtin kurucusu Evhadüddin Kirmanî nin kizi, Ahi Evren in hanimi Fatma Baci dir. Konya yakinlarinda Ulu Muhsine ve Kiçi Muhsine adli iki köyün, bu teskilât mensubu iki kizkardes tarafindan kuruldugu söylenir.


    BÂCIYYE:
    Ebû Sa îd Hallâf b. Ahmed el-Bâcî et-Temîmî (ö. 628/1267) tarafindan kurulmus bir tasavvuf ekolü.


    BÂD:
    Farsça rüzgâr demektir. Her fâni (ölümlü) için varligi zorunlu olan ilâhî inayet.


    BADE:
    Farsça sarap mânâsina geldigi gibi, kadeh anlamina da kullanilir. Divân edebiyatimizda bu kelime, daima içki, sarap, sarhosluk veren içecek anlaminda kullanilmistir. Tasavvufî sembolizmde, bade, ask, zevk, ilâhî sevgi gibi mânâlari ifade etmistir. Ancak, Bektasîler bu mânânin ötesinde, gerçek anlamda da kullanmislardir.
    Ne gördü badede bilmem ki oldu bâde-perest
    Müdîr-i mesreb-i zühhâd gördügün gönlüm.
    Fuzulî


    BÂDE-I ÇÛ NÂR:
    Farsça, ates gibi içki demektir, ilâhî ve kutsal nefes.


    BÂDE-FÜRÛS:
    Farsça, bilesik sifat olup sarap satan demektir. Tasavvuf edebiyatinda kullanilmis bir terimdir. Seyh, mürsid karsiliginda kullanilmistir. Bektasî geleneginde, kiyamet günü kevserin sunucusunun Hz. Ali olacagini bildiren bir hadîse dayanilarak Hz. Ali, hammâr, bâde-fürûs, mey-fürûs sifatlariyla tavsîf olunmustur.


    BÂDE-I ELEST:
    Farsça-Arapça. Elest sarabi demektir. Elest toplantisinda sunulan bade.


    BADİ:
    Görünen, her seyin baslangici, ortaya çikan gibi anlamlari ihtiva eden Arapça ism-i fail. Hakk in tecellisi ve ortaya çikisi. Muayyen bir vakitte, insanin içinde bulundugu hâle göre, kalbinde ortaya çikan tecelli, orada bulunan diger seylerin hepsini siler, yok eder.


    BÂD-I SABA:
    Farsça-Arapça bir terkib. Sabahlari dogudan esen ve güllerin açilmasini saglayan latîf rüzgâr. Ruhaniyet dogusundan gelen Rahmani kokular. "Rahman in nefesinin Yemen den gelmekte oldugunu hissediyorum" hadisi ile buna isaret olunur.


    BÂD-I DEBUR:
    Farsça-Arapça. Sam yeli. Batidan doguya eser, nebatata zarar verir. Nefsin azginligindan kaynaklanan ser î hükümlere aykiri olan istekler.


    BAĞ:
    Farsça bahçe demektir. Neseli ruhanî âlem.


    BÂDIYE:
    Arapça çöl, ova demektir. Varlik âlemi ve bu âlemdeki engeller.


    BAGDAD GÜLÜ :
    Kadirî tarikati tâbirlerindendir. Seyhlerin baslarina giydikleri tacin üzerinde, içice üç daireden olusan ve gülü andiran yuvarlak parçaya, Bagdad Gülü denirdi. Genel olarak güller, bir daire onsekize bölünmek ve altisar altisar ipekle birbirine birlestirilmekle dikilirdi. Bu gülün kenari, sirâze tarzinda örme yapilirdi. Bu gülün rengi hususunda belirli bir kayit olmamakla beraber, yesil üzerine beyaz ibrisimle islenirdi.


    BAHAR:
    Farsça. Türkçe de de ayni anlamda kullanilir. Müridin murakabe, vecd ve istigrak hâlinde ruhî âlemlere dalarak, mânâlari idrâk etmesi ve rûhaniyyetin zuhur etmesi olayina bahar denir.


    BAHÇIVAN, BIR GÜL IÇIN, BIN DIKENE HIZMET EDER :
    Burada gül, mürid; bahçivan da onu yetistiren mürsiddir. Hakiki mürid bir gül gibi çok zor yetisir. O güle yetissin diye hizmet eden seyh, onunla beraber gül olamayacak kapasitede dikenlere de hizmet eder. Yani, yetismeye kabiliyetli olmayanlara da hos görü ile muamele ederek onlari etrafindan kovmaz, onlarin sivriliklerine katlanir.
    Bag-bân bir gül için bin hara (dikene) hizmetkâr olur.


    BÂHDADIYYE:
    Abdullah b. Bahdâd a nisbet edilen bir tasavvuf okulu. Yemen de yaygindir.

+ Cevap Ver
Sayfa 1/3 123 Son

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

135<span style="color:#b10202;font-weight:bold;">421kt</span>or2548 Kırmızı alandaki rakam ve harfleri girin

Benzer Konular

  1. Golf terimleri anlamları
    By KAPTAN in forum Diğer spor dalları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 06-26-2014, 14:59
  2. Hormon testi sözcükleri anlamları
    By okuryazar in forum Hormon tetkikleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-10-2014, 19:19
  3. forexs terimleri sözlüğü,borsa terimleri sözlüğü
    By okuryazar in forum İş dünyası -İşçi Memur alımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-25-2013, 16:40
  4. Parapsikoloji terimleri sözlüğü
    By bilgedede in forum Doğaüstü (Paranormal)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-20-2013, 18:32
  5. Fransız mutfağı terimleri,mutfak terimleri
    By bilgedede in forum Pratik Bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-31-2013, 01:14

Bu Konudaki Etiketler

Giriş

Giriş